Karl Popper

Batı felsefesinin en bilinen ustalarından ve 20.yy felsefi düşünceye ilham kaynağı olan Karl Popper 92 yaşına kadar bir akımın öncüsü oldu. 17 Eylül 1994 tarihinde İngiltere Londra’da hayatını kaybeden ünlü felsefeci, Avusturya Viyana’da doğdu. 28 Temmuz 1902 doğumlu olan filozof, yorumları ile bilim içerisinde birçok faydaya öncü olmuştur. Özellikle tümdengelim, açık toplum ve yanlışlanabilirlik fikirlerini yansıttığı değerler diğer ilim ve bilim düşüncesine sahip olanlara da ilham kaynağı olmuştur.

Viyana Üniversitesinden yaklaşık 10 yıl aldığı eğitim sonrasında 1928 yılında mezun oldu. Eğitim aldığı esnada Adalbert Pösch’ten marangozluk eğitimi alarak kalfalık belgesi aldı. Karl Bühler danışmanlığında 1928 yılında doktorasını tamamladı ve 1937 ‘de Yeni Zelanda’ya yerleşti. 1945 senesi öğretim dönemi dahil, doçent olduğu Canterbury University College’da felsefe üzerine dersler verdi.

İngiliz vatandaşlığını aldığı 1945 yılından bir yıl sonra İngilitere’de bulunan London Scholl of Economics and Political Science’ta da profesörlük yaptı. Bilimsel yöntemler ve mantık üzerine dersler verdi. 1969 yılında buradan emekli olduktan sonra, dünyanın farklı ülkelerinde farklı üniversitelerde misafir olarak profesör unvanı ile eğitimlere devam etti.

1973 yılında Sonning Ödülüne layık görülen Yahudi kökenli sosyal yorumcu, tezlerini kabul ettirmekte epey zorlanan isimlerden biridir. Teorilerin asla ispatlanamayacağı düşüncesini yanlışlanabilirlik ilkesi ile bütünleştirmiştir. Bilimsel kuramlarında Einstein, Marx, Freud ve Alfred Adler’den etkilenen filozof; yaptığı çalışmalarda doğruların ve yanlışların birbirleri ile olan tezatlarını bilimsel olarak açıklamaya çalışmıştır.​

Karl Popper Düşünceleri Nelerdir?​

Karl Popper düşüncelerinde diğer felsefecilere göre farklı bir bakış açısı vardı. Fikir bilimselliğindeki en önemli temel kuram yanlışlanabilirlik ilkesi idi. Bu görüşü, yapılan her doğrunun mutlaka yanlışlamaya tabi tutulması alt yapısı ile oluşturulması gerekliliğini içeriyordu. Bir olgunun doğru olması için mutlaka tezat kavramının yani yanlış eğrisinin de olması gerekiyordu.

Bir konuşmasında, geçirdiği felsefe tarihi sürecince yaptığı bilimsel tartışmalardan gurur duymaktan daha çok özür dileyeceği utanç dolu fikirleri olduğunu, bu kapsamda hiçbir zaman Viyana Çevresi’nin üyesi olamadığını belirtmiştir. Bilakis bu çevrenin savunduğu bilimsel ve felsefi fikir ilkesi her şeyin doğrulanabileceğini söylerken, Karl Popper bu düşünceye karşıt bir düşünceyi ortaya atmıştır.

Popper düşüncelerini savunanlar ve ondan etkilenen bilim insanlarının ortak olarak onayladıkları bir detay vardır. Bu da bilimsel olarak ortaya atılan teoriler asla yanlış iddialar değildir. Bu iddialar sahte bilim ile gerçek bilimin ayrılmasında ortaya çıkan farklılıkları tüm gerçekliği ile su yüzüne çıkaran kavramlardır.​

Karl Popper Neyi Savunur?​

Karl Popper doğruyu kabul etmesine rağmen onun felsefi düşüncesine göre doğru ulaşılamazdır. Felsefi düşüncenin ikiye ayrılmasına sebep olan bu düşüncesi, Mantıkçı Pozitivist düşüncelere her zaman karşıt bir olgu ile yaklaşıyordu. Filozofun savunmasına göre; bilim içerisinde olan ve olmayan arasında her zaman nesnelleşebilirlik ve sınır mutlaka vardı. Bilimsel kuramlar içerisinde eleştirinin önemi büyüktü. Bilim içerisinde yeğleme yani tercih etme söz konusu idi. Savunduğu düşünceyi açıklamak gerekirse temelinde ussal olmak yani eleştirel olmak gelir.

Felsefe içerisinde kendine has bir tutumla yöntem belirlemek çok güçtür. Ortada bir problem var ise bu problemin çözümü için farklı yöntemler mevcuttur. Bu mevcutlar illaki doğruluktan yana değil yanlışlanabilir bir tez ile savunulması gereken yöntemleri de içermelidir. Tüm bu kuramlar ile ilgili detayları yazdığı kitaplar ile okuyucuları ile buluşturmuş ve bilim öncesi düzey ayrımı ile ilgili arayışlar hakkında ön görü sahibi olunmasını sağlamıştır. Popper, bilimsel olarak hatalarımızı aramak yerine eleştirilere açık ve yanlışın doğrulanması yönünde hareket edilmesi gerekliliğini anlatmıştır. İnsanların Tanrı olmadıklarını vurgulayarak ona özgü ve yapılamaz olan tartışma ve eleştirinin insanlar tarafından yapılması gerektiğini vurgulamıştır.​

Popper’a Göre Bilimsel Metotta Önemli Olan Nedir?​

Tüm felsefeciler tarafından kabul edilmiş olan bilgi bütünlüğünün nesnel gerçeklikten gelmiş olduğu olgusu, Karl Popper tarafından hiçbir zaman kabul edilmemiştir. Yapılan gözlem ve incelemeler sonucunda neden ve sonuç ilişkilerinin ortaya konulması ile başlayan bilgilerin doğrulanması metodu Popper’a göre tezat davranışlarla birlikte gerçekleşmelidir. Doğrulanabilirlik ilkesini hiçbir zaman benimsememiş ve eleştirilerin hedefi olarak belirlemiştir. Karl Popper’a göre bilim aşağıdaki olguların hiçbirini içermez.
  • Seçicilik​
  • Genelleyicilik​
  • Eleştiricilik​
  • Nesnellik yani objektiflik​
  • Mantıksallık​
  • Olgusallık​
Popper’in bilime bakış açısı ise şu şekilde açıklanabilir. Var olan bir teori bilimsel olarak ölçülmek istendiğinde deney sonuçlarının önemli olmadığı, deney sonucunda çıkacak olan sonucun yanlışlanabilir olup olmaması ile alakalıdır. Buna örnek vermek gerekirse. Avusturalya’da siyah kuğular ortaya çıkana kadar tarihin en eski zamanlarından beri kuğuların beyaz olduğu düşünülüyordu.

Halbuki siyah kuğu keşfi ile birlikte beyaz tezi tamamen reddedilmiş oldu. Bilimsel olarak bakıldığında ortaya atılan iddiaların yanlışlanabilirlik olgusu her zaman var olan bir ihtimaldir şayet bilim içerisinde bir iddianın gerçekten doğru olup olmadığı konusu hiçbir zaman kanıtlanamaz. Popper’e göre bu yüzden bilimde mutlaklık yoktur.

Felfesi inancı doğrultusunda Popper tarafından ortaya atılmış olan yanlışlanabilir iddia yanlışlanmış olan bir iddia ile asla karıştırılmamalıdır. Yanlış olduğu tespit edilmiş ve çeşitli oldular ile kanıtlanmış olan bir iddia çarpıtılmış düşüncelere sahiptir. Yanlışlanabilirlik ise belirli bir tarihte doğru olarak kabul edilmiş olan bir teorinin zaman içerisinde değişime uğrayarak yanlış olarak karşımıza çıkabilmesidir. Bilimselliğinin savunulması gereken bir tez zamanında ortaya atılmış bir iddia yıllar süren çalışmalar sonucunda yanlış olarak kanıtlandı ise bu teori yanlışlanabilirlik teorisine verilebilecek en iyi örnektir.​

karl-popper-kimdir.jpg

Yanlışlanabilirlik İlkesi Ne Demek​

Pozitivist bilim eleştirileri içerisinde Karl Popper tarafından ortaya atılmış bir düşünce kavramı olan yanlışlanabilirlik ilkesi; doğrulanabilirlik ilkesinin tezat yönde eleştirilmesi anlamına gelir. Yani deneyle hiçbir teori bilimsel olarak doğrulanamaz. Tam tersine bir teorinin doğru kabul edilebilmesi için kesinlikle yanlışlanabilir olması gerekir. Reddedilemez olmak bu ilkenin olgularının teorik oluşunu etkiler. Hiçbir teori reddedilmez olamaz. Bu şekilde olduğu takdirde bu bir kusur olarak değerlendirilir.

Bilim gerçeklik öğelerine yaklaşılmak için kullanılan bir metottur. Bilim sınırsızdır. Bir teori hiçbir zaman tamamen doğruya ulaşmaz. Her zaman geliştirilebilir olmalı ve yanlışlanabilirlik olgusu taşımak zorundadır. Doğrulama, her zaman için işe yaramayan bir metottur. Bilim içerisinde yapılan çalışmalar, düşünceler ve fikirler her zaman için yanlışlanabilir olduğu sürece doğrudur. Sahte bilim diye bir olgu vardır. Bu kaçınılmaz olgu içerisinde tutumda farklılıklar yaşanır. Popper’e göre oluşan teorilerde ispatlayıcı durumlar ile doğrulanabilirliğini kanıtlamak gerektiğinde, bu sözde bilim olarak değerlendirilir. Çünkü kendi kuramlarında bilim yanlışlanabilir olguları araştırmalıdır.

Hangi felsefi düşüncede olunursa olunsun, ortaya atılan bir iddia varsa ve bu olgu doğrulaması yanlışlanabilirse o zaman bu gerçek bilim ışığında olur. Buna en klasik örnek olarak astronomi ve astroloji arasında oluşan temel farkı verebiliriz. Astronomide teoriler geçerlidir ve tahminlerin yanlış olduğu kanıtlanabilir bir ölçüdedir. Astroloji ise Popper’a göre sözde bilim olup tezin çürütülmesi imkansızdır.

Sonuç olarak bunu daha iyi bir şekilde ifade etmek gerekirse; bilimsel olarak ortaya atılan bir iddianın çeşitli deneyler ve denemeler ile yanlışlığını doğrulayabilirsiniz. Ancak bilimsel olarak baştan bir sahtelik var ise bunu test etmek ve deneysel olarak kanıtlamak imkansızdır.​
 
H

Hannibal

Guest
metafizik ile bilimi birbirinden ayırmada kullanılan yöntemlerden önemli bir tanesidir " Yanlışlanabilirlik "...Tanrı kavramı yanlışlanamaz, dolayısıyla bilimsel değil, felsefidir...Biri var derse, bunu yanlışlayamazsınız...
 
Top