Kader ???

Rick

En Dipten
Yönetici
Kayıt tarihi
23 Mart 2021
Mesaj
426
Kaderimizi biz belirliyoruz.Kaderimiz önceden belirlenmiş olsa, ne diye ödül-ceza sistemi var ki?Kaderimiz belli değil.Ancak bir de tabi şöyle bir durum var.Örneğin bir fakir Hintli'nin kaderini tahmin etmek zor değil.Çünkü yaşadığı toplum, çevre, eğitimi de o kaderi tahmin etmeyi kolaylaştırır bazen.Ne yaparsa yapsın pek değişmez.
 

Hannibal

Dünyadan
Deneyimli Üye
Kayıt tarihi
26 Mart 2021
Mesaj
258
Kaderin olduğunu çok düşünmüyorum, sadece dünyada yaşayan hatta evrende yaşayan canlılar olarak, bulunduğumuz ekolojik sisteme uyum sağlamaya çalışıyoruz sadece.Kısaca doğa yasaları geçerli zaten.
 

Rick

En Dipten
Yönetici
Kayıt tarihi
23 Mart 2021
Mesaj
426
Eğer kader diye bir şey varsa sanırım iki tür yaklaşım vardır, biri Einstein'ın da dediği gibi " Tanrı zar atmaz " misali Determinist bir kader, diğeri ise bilinemeyen, ucu açık, canlılara bağlı Indeterminist bir kader...
 
Son düzenleme:

Yeni Üye (2)

Azimli üye
Tam Üye
Kayıt tarihi
4 Nisan 2021
Mesaj
107
Bildiğim kadarıyla İslam inancına göre kader dediğimiz, aslında Allah'ın olacakları önceden bilmesi zaman mevhumuna bağlı olmamasından kaynaklanır. Yani Allah bizim gibi zaman çizgisinin içinde olmadığı için, O'nun nazarında geçmiş de, şimdi de, gelecek de aynı anda vardır.
 

Yakida

From bay
Yönetici
Kayıt tarihi
23 Mart 2021
Mesaj
523
Eren Erdem Kader'in kelime karşılığının ölçü demek olduğunu söylemişti, yani karşıdan karşıya geçerken sağına soluna bakmazsan arabanın biri gelir size çarpar, yani sen ölçünü bilip önlemini alacaksın bütün mesele bu, ha ona rağmen başına bir iş geliyorsa o zaman kontrol edemeyeceğimiz bir kaderden söz edebiliriz o da Allah ile ilişkilendirilemez sonuçta hayat koşullar ve olasılıklar işi.
Temel bir gün kaldırımda yürürken önünde bir muz kabuğu görmüş kendi kendine hay Allah yine düşeceğim demiş, kader böyle bir şey değil yani.
 

Silver

Üye
Üye
Kayıt tarihi
14 Nisan 2021
Mesaj
26
Bence de; Yaratıcı mekanının zaman ile ilişkisi olmaması dolayısıyla her şey bir anda oluyor ve bitiyor. Yaratıcı kâinatı yarattı ve aynı anda bitirdi. Yani oluşumla bitişi aynı anda gördü. Bizim için milyarlarca yıl olan bu zamanı belki de aynı anda gördü. Ve kaleme dedi; yaz.... Kıyamete kadar olan herşeyi yaz. Ve kalem yazdı. Yaratıcı da yaşanacak herşeyi biliyor oldu
 

Deepest

Deneyimli üye
Yönetici
Kayıt tarihi
23 Mart 2021
Mesaj
728

Kader Nedir? Alın Yazısı Var mı?​


R. İhsan Eliaçık




Bir fabrikaya gitseniz ve orada bulunan ortalama bir işçiye; ”Seni sömürüyorlar, hakkını alamıyorsun, yoksulsun, fakirsin” diye telkinde bulunsanız, işin içinden çıkamayıp anlattığınız şeyler kendisine ağır gelecek ve büyük ihtimalle tartışmanın sonunda şöyle diyecektir: ‘‘Allah’ın takdiri ne yapalım. Zenginleri zenginlikleri ile yoksulları da yoksullukları ile imtihan ediyor. Zenginler şükretmeli, yoksullar da sabretmeli. Ne yapalım dünyanın düzeni böyle kurulmuş, Allah böyle takdir etmiş, kaderimizde olanı yaşıyoruz, alnımızın yazısı böyleymiş” der. Nereye giderseniz gidin alın yazısı ve kaderden kaçamayacağımızdan, bütün bunların önceden belirlenmiş olduğundan bahsederler. Böylelikle kişi kendisine zulmedenlere, baskı uygulayanlara, başına gelenlerin hesabını bir türlü soramaz. Hesap sormaya gerek yok, zaten her şey önceden yazılmış diye düşünür.
Acaba böyle bir inanç İslam’da var mı? Bu inanç imanın şartları haline de getirilmiştir. İmanın şartları neydi? Allah’a iman, Meleklere iman, Kitaplara iman, Peygamberlere iman, Ahiret gününe iman, Hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna iman. Kaza ve kadere iman inancı ile denmek istenen; başınıza her ne kötülük ve iyilik geliyorsa bu Allah’tan geliyordur. Bunlar fıkıh kitaplarında bu şekilde formülize edilmiştir.
Oysa İslam dininin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de ‘kadere iman’ diye bir şey yok. Kadere iman, imanın şartlarından da değil. Müslümanlar kadere iman ederler diye bir kural da yok. Kadere iman tam tersi bir Emevi doktrini.
Peki nasıl?
“Sen ve senin gibiler döndürüp dolaştırıp İslam’da kötü giden ne varsa Emevilere yükleyip işin içinden çıkıyorsunuz” diyebilirsiniz. Bunu söylemekte haklısınız. Çünkü İslamiyet Emevi karşı devrimine uğramıştır ve Kerbela’da doğduğu topraklara gömülmüştür. Sürekli söylediğim gibi; Sovyet Devrimi de en fazla 7-8 yıl sonra gömülmüştür. Türkiye’de Cumhuriyet Devrimleri de doğduğundan 10 yıl sonra gömülmüştür. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik diye başlayan Fransa’daki Aydınlanma Devrimi de en fazla 7-8 yıl sonra doğduğu topraklara gömülmüştür. Devrimlerin hepsi gömülmüştür. Yaşayan hiçbir gerçek din ve devrim yoktur. Hepsi devletler tarafından ele geçirilmiş, statükoya dönüştürülmüş ve karşı devrime uğrayarak kurulu düzenlere uyumu sağlamıştır.
Bu nedenle Emevi karşı devrimi İslam Tarihi açısından çok önemlidir. Çünkü onlar İslam bayrağı ile karşı devrim yaptılar. Mızrakların ucuna Kur’an-ı Kerim’i takarak fetihlere, savaşlara çıktılar. Allah, Peygamber, Muhammed diyerek, Kur’an’a hizmet ediyoruz, İslam’ı yayıyoruz diye, fetih adı altında işgallere yöneldiler. İslam dünyasını koruyup kollama görevini kendilerine vererek buradan bir meşruiyet devşirmeye çalıştılar.

Hicri 40 yılında Hz. Ali öldürülüp tasfiye edildikten sonra, Emeviliğin kurucusu Muaviye Medine’ye gelerek, Peygamberin arkadaşlarının birçoğunun olduğu mescitte ayağa kalkarak bir konuşma yaptı. Elinde kılıç vardı ve insanlara dedi ki; ‘‘Bu iş Allah’ın kazası ve kaderi ile olmuştur. Yapacağımız bir şey yoktur ve bu iş bu kılıçla başarılmıştır, Allah’ın kaza ve kaderi de bu kılıcın altındadır. Dolayısıyla kim bana karşı çıkarsa Allah’ın kaza ve kaderine karşı çıkmış olur. O halde oturun oturduğunuz yerde, benim size verdiklerimle yetinin.” Her türlü eleştiri konuşma serbesttir ama kimse elini kılıcının kabzasını götürmeyecek, yoksa alırım kellesini diyerek kılıcını havaya kaldırdı ve tehditler savurarak diktatörlüğünü ilan etti. Emevi diktatörlüğü 91 yıl sürdü. Her şeyin bir kişiden sorulduğu tek adam yönetimiydi ve babadan oğula geçiyordu.
Daha sonra bunlara bir dini ideoloji lazım oldu. Muaviye’nin her şey kaza ve kader ile olmuştur sözü daha sonraki Emevi Sultanlarınca kullanıldı ve Emevileri destekleyen hadisler uyduruldu. Onun için fıkıhlar, teolojiler, kelamlar yapıldı ve bunlar kitaplara geçti. Muaviye Hicri 40 yılını ‘’sünne ve’l-cemaa’’ yılı ilan etti. Yani Peygamberin sünneti etrafında toplanma ve iktidarın desteklenip ona biat edilerek Müslüman cemaatinden ayrılmama. Daha sonra bu ‘’Ehl-i sünnet vel-cemaat’’e dönüştü. Bu nedenle Ehl-i sünnet vel-cemaat, bir iktidar mezhebidir. İslam tarihi boyuncu iktidarları ve statükoyu temsil eder.
Emevi alimleri diyor ki; ”Muaviye ve onun oğlu Yezid’in çifte biat alınarak iktidarda kalması Allah’ın kaza ve kaderi iledir. Bu iş daha önce Levh-i Mahfuz’da, ilahi ilimde, yazılmıştır. Nitekim sadece bu iş değil, başımıza gelen bütün işler böyledir. Her şey önceden yazılmıştır ve yazılanlar başımıza gelmektedir. Şu halde Kerbela olmuşsa, insanlar kıyımdan geçirilmişse, öldürülmüşse bu yazılmıştır. Muaviye başa geçmişse, sonra oğlu Yezid geçmişse, Yezit katliam yapmışsa, Medine’yi basmışsa, 900 sahabe kadına tecavüz etmişse, Kabe’yi ateşe verip yakmışsa hepsi önceden yazılmış ki böyle oluyor. Dolayısıyla bunlara karşı çıkmanın, siz zalimsiniz demenin ve kılıca sarılmanın bir anlamı yok. Aksu halde Allah’ın kaderine İsyan olur” dediler. İmparatorluklar, kaderi ve kadere imanı bir doktrin olarak kullanmışlardır. İslam dünyasında bu durum Emeviler döneminde “Allah’ın kaderi” Abbasiler döneminde “Allah’ın iradesi” denilerek devam ettirildi.
Çağımızda da aynı Emevi zihniyeti devam ediyor. İşçiler göçüklerde kalıyor, maden ocaklarında can veriyor, kaderleri böyle deniliyor. İşin içinden çıkamadıkları ve hesap vermeye yanaşmak istemedikleri her zaman “Ne yapalım kader böyle, kısmetimizde yok, nasip değilmiş, bunların hepsi belirlenmiş zaten” diyorlar. Dolayısıyla yaşayan zulüm düzeni Allah adına meşrulaştırılıyor. “Allah böyle diliyor ki böyle oluyor” deniliyor.
Bunların hiçbirisinin Kur’an’la alakası yoktur. Sonradan uydurulmuştur. Tam tersi Kur’an bu zihniyeti ortadan kaldırmak için geldi. Çünkü cahiliye Arapları zaten kadere iman üzereydiler. Kendilerine verilen rızıklardan infak etmeleri istenince onlar dediler ki; ”Eğer isteseydi Allah’ın doyuracağı kimseyi biz mi doyuracağız.” Yani Allah böyle istemiş, fukaralığı Allah dilemiş, yazmış, onlar Allah’ın yazısıyla fukaralıkla imtihan oluyor. Şimdi bizim vermemize, elimizdekini yoksullarla paylaşmamıza gerek yok. Eğer isteseydi zaten Allah bu durumu düzeltirdi” diyorlardı. Kur’an-ı Kerim işte bu Yasin Suresi 47. ayetinde ”Ne gerek var bizim vermemize” diyenlere ‘’kafirler’’ diyor. Yoksulluğun Allah’ın kaderi olduğunu söyleyenlere Kur’an-ı Kerim kafirler diyor. Sonra yine Yasin 19. ayetinde ‘’inni tâirukum me’akum’’ sizin kaderiniz sizinle beraberdir, İsra 13. ayetinde ”Allah insanların kaderini kendi boyunlarını asmıştır” deniliyor. Yani insanlar kaderlerini kendi boyunlarına, kafalarıyla, beyinlerinle, elleriyle, kollarıyla, ayaklarıyla oluştururlar. İnsan kaderini kendisi yazar. Dolayısıyla ne yapalım Allah böyle yazmış, değiştiremeyiz demenin bir anlamı yoktur. O dönemde İslamiyet buna karşı çıkarak yoksulların, kölelerin, zayıfların, kimsesizlerin kaderlerinin kendi ellerinde olduğunu söylemiştir. Mekke’ye, Arabistan’a ve tüm dünyaya hükmedenlerin, Allah’ın kaderi ile hükmetmediğini, kendi elleriyle kendi kaderlerini ve hayat yollarını çizeceklerini söylemiştir. Kendi kaderlerini boyunlarına asmış ve kendi ellerine vermiştir. İslamiyet bu kader inancına karşı çıkarak başladı. Bu inanç İ imanın bir şartına daha sonraları dönüştü.

Kur’an’da takdir kavramı vardır. Kadere iman yoktur. Takdir hayatta, toplumda ve evrende işleyen yasalar demektir. Tabiat kanunları, tarihin ve toplumun yasaları, yükseliş ve çöküş, evrenin gidiş kanunları, oluş yasaları demektir. Biyolojidir, jeolojidir, fiziktir, kimyadır, astronomidir, tarihtir, sosyolojidir… Bunlara takdir diyor. Bunların her biri bir ilme göre, her biri bir yasaya göre işliyor. Bu yasaları bilir ona uygun hareket ederseniz tüm yollar açılır demek istiyor. Yoksa kişinin yaptıklarının önceden belirlenmesi, ne zaman öleceği, kiminle evleneceği, kaç çocuğu olacağı önceden Levh-i mahfuzda, ruhlar aleminde, ervah-ı ezelde ezeli ruhlar dünyasında yazılmış kayıt edilmiş değildir.
Yine Kur’an’ın oluş felsefesine göre olaylar oldukça bilinmektedir. Yazılanlar başa gelmemekte, başa gelenler yazılmaktadır. Önce bir şey yazılıyor, sonra o yazılan başımıza gelmiyor. Önce oluş, hareket, eylem var. Önce bir şey oluyor, olan şeyin hesabının sorulması için kayıt ediliyor. Nereye kaydediliyor? Hafızaya, belleğe kaydediliyor. Konuştuğumuz hiçbir şey doğada yok olmuyor, her şey bir yerlerde kayıt altına alınıyor. Kayıttan, yazmaktan kasıt, her şey bir kitapta yazılıdır demesinin amacı bu. Kur’an; ”Her şey bir kitapta yazılıdır, her şeyi yazıyoruz, her şeyi yazdık” diyor ama olaydan önce değil; olay oluyorken ve olaydan sonra. Kur’an’a göre Allah’ın dünyayı yaratması da böyledir. Direkt yaratma, direkt eylem var. Olan şeyler daha sonra yazılıyor ve olan şeylerin böyle olduğu görülüyor.Burası biraz felsefi tarafa kayıyor, daha fazla derine dalmayayım.
Diyeceğim şu ki; İnsanların din adına eylemlerinden sorumlu olmadıkları, başlarına gelen musibetlerin, maden ocaklarında ölmelerin, asansörlerden düşmelerin, fabrikalarda yanmaların, Allah’ın kaderi ile olduğu inancı doğru değildir. Kur’an-ı Kerim’de böyle bir inanç yok. İnsanlar kendi elleriyle, kendi musibetlerini yaratırlar.
Pir Sultan Abdal’ın şu sözleri ile bitireyim: ‘’Cehennemde ateş, odun yoktur. Herkes kendi ateşini kendi götürür.‘’
 

Deepest

Deneyimli üye
Yönetici
Kayıt tarihi
23 Mart 2021
Mesaj
728
Bu görüşe göre halkımızda o kadar çok kader inancı var ki ; hastalansa doktora gitmeyecek kadar ( neredeyse abartıyorum) kaderci. Ne yapalım kaderde bu varmış diyerek ölümü bekliyor. Belki de bir ilaca bakar ve iyileşecek..
Bu da halkı her tür teselli için kullanımı demek
 

Rick

En Dipten
Yönetici
Kayıt tarihi
23 Mart 2021
Mesaj
426
Ali İhsan Eliaçık aslında İslam dinindeki " Kader " kavramını çok net söylemiş ve Kur'an'da " kadere iman olmadığını " üstüne basa basa vurgulamış.Şu anki toplumda uygulanan islam, zaten Kur'an'ın söylediği islam değil.Toplumu yönetme anlayışıyla ve diktatörce yönetim tarafından oluşturulmuş ve ezberletilmiş islamdır.

Kur'an'da bir çok konu " öğüt " olarak söylenmiştir, emir değildir, toplumlara, gelenek ve göreneklerine, eğitim seviyelerine ve anlayışlarına göre de değişiklik gösterir ki bunda bir yanlış yok.Ancak, değişmez biçimde bazı konular Kur'an tarafından değil, uygulayanlar tarafından kurallaştırılmıştır.Örneğin İslamın Şartları...! Kur'an'da islamın şartları şeklinde bir yaptırım, olmazsa olmaz yoktur.Bu dahi sonradan bir kuralmış gibi ezberletilen durumdur...

Kader konusu da böyledir.İnsanın bir hayatı vardır ve düşünen bir varlık olarak insan, kendi hal ve hareketlerinden sorumlu olup, bu hal ve hareketlerinin sonuçlarını da yaşar.Bunun yazgıyla, kader ile zerre kadar ilgisi yoktur...Maalesef düzmeceler, kurallaştırılmıştır, tabular kurallaştırılmıştır.
 

Hannibal

Dünyadan
Deneyimli Üye
Kayıt tarihi
26 Mart 2021
Mesaj
258
Bu evren indeterminist bir evrendir, her ne kadar bazı alanlar determinist olsa bile.İnsan davranışı da indeterministtir.Yani belirsizdir.İndeterminist düşünceye göre, kader dediğimiz, yani yazılmış ve yazıldığı gibi yaşamak için dünyaya gelmek yoktur.Hayata geliriz, yaşarız...Yaşarken olaylar karşısında bazen karşımıza çok farklı seçenekler, yollar çıkar.Bunlardan herhangibirini tercih etmek kişinin kendine bağlıdır ve hayatı da o verdiği karara göre devam eder.
 

Tatar

Carpe diem
Tam Üye
Kayıt tarihi
27 Mart 2021
Mesaj
239
Bu görüşe göre halkımızda o kadar çok kader inancı var ki ; hastalansa doktora gitmeyecek kadar ( neredeyse abartıyorum) kaderci. Ne yapalım kaderde bu varmış diyerek ölümü bekliyor. Belki de bir ilaca bakar ve iyileşecek..
Bu da halkı her tür teselli için kullanımı demek
Hayat hikayesini okuduğumda etkilendim ve şaşırmıştım. BOB MARLEY, 1977 yılında futbol oynarken ayak başparmağında açılan bir yaradan dolayı deri kanseri (melanoma) olduğu ortaya çıktı. Parmağının kesilmesini istemedi. Çünkü Rastafarianizm inancında mezara tek parça halinde girilmek istenir. 1981 yılında ağırlaşan Marley, son günlerini yaşamak için Almanya'dan ülkesi Jamaika'ya uçakla dönerken durumu kritikleşti. Uçağı acil tıbbi yardım için Miami'ye iniş yaptı. Miami, Florida'daki Cedars of Lebanon Hastanesinde, 11 Mayıs 1981 sabahı 36 yaşında öldü. Son sözleri oğlu Ziggy'ye "Para hayatı satın alamaz" oldu. Ölmeden önceki ay kendisine ülke kültürüne katkılarından dolayı Jamaika'nın en büyük ödülü Merit verilmişti ama almaya ömrü yetmedi.
 
Top